Haftasonu “sahilde biraz hava alalım, biraz çimlerde yayılalım” diyerek  attık kendimizi deniz kenarına. Biraz sonra 2 çocuklu bir aile geldi 8-10 metre uzağımıza.

Yanlış anlaşılmasın, çocuklu ailenin huzurumuzu bozması şeklinde bir şikayetim olmayacak, bizde de 3 çocuk var, onların koşturması ve kahkahası olmadan hayatın rengi soluk zaten.

Ailenin 2 çocuğunun olması sahilin sevinç çığlıkları ile dolmasının doğal sonucu ancak bu yazıyı yazmama sebep olan çocuklardan çıkan sesler değil, anne babanın yaşayamadıkları çocukluklarının gün yüzüne çıkışı.
Tablonun gözde canlanmasını sağlayayım;
 Yaşlarının 6 ve 9 civarında olduğunu tahmin ettiğim iki çocuk, bir anne bir baba veeee 2 uçurtma. Hava esintili ile durgun arasında bir yerlerde.
Belli ki sağlam bir ücret ödenerek alınmış 2 uçurtma, uçurtmadan daha minik boyutta çocuklar, göbeği ile koşmaya çalışan bir baba, babadan sürekli uçurtmayı doğru tutamadığı için papara yiyen anne, onların etrafında koşuşturup ne yapmaları gerektiğini anlamaya çalışan çocuklar….

Bizim çocukluğumuzda uçurtma acayip bir aktiviteydi. Baba için adeta bir gurur kaynağı olan (bisiklete binmeyi öğretmeden sonra gelen) uçurtma uçutmayı öğretme seansı hemen hepimizin çocukluğunun tatlı anılarından biri. Kendi uçurtmasını kendi yapmış çocuklar olan bizler bununla gurur duyar ve zaman zaman anlatmaktan çok hoşlanırız.

Şimdi gelelim bizim sahildeki aileye… 

Aradan yıllar geçmiş olmasından mıdır, havanın esintisinin uygun olmayışından mıdır, göbekten midir bilemiyorum ancak 2 saat kadar uğraşmalarına rağmen o uçurtmalar bir türlü havalanamadı. Ancak azimlerine hayran kalmamak mümkün değil, ısrarla denemelere devam ettiler.

Çocuklar da uçurmayı öğrenemediklerinden azar işitmekten (sanki babaları becerebiliyormuş gibi) ve durumdan o kadar sıkıldılar ki, yerde buldukları bir pet şişe ile maç yapmaya başladılar. Ancak anne ve baba koşturmaya, uçurtmanın ipine dolanmaya, birbirlerini azarlamaya devam etti.

Nedir arkadaş bu ısrar? 

Çocuklar eğlenmiyor, sen beceremiyorsun, hava uygun değil, hanım azar işitmekten yoruldu, eee bizim de kafamız şişti, vazgeç artık yahu.

Diyeceğim şu ki; benim buradan çıkarttığım sonuç kendi çocukluğumuzda yaptıklarımız, yapamadıklarımız, içimizde ukte kalanlar, hayallerimiz, olmak istediklerimiz falan filan… ne varsa çocuklarımıza yaptırmaya çalışmamızın ne kadar hastalıklı olduğu.
Tamam sen seviyorsun ama o sevmeyebilir. Veya beceremeyebilir. Sen futbolcu olmak istedin diye oğlunu illa futbol oynamak için zorlaman, kızın nakış yapsın diye eline iğne iplik tutuşturman, Fransızca öğrenmesi için zorla kursa göndermen adil mi?

Ben de bir anne olarak çocuklarımın güzel şeyler yapmasını, öğrenmesini, donanımlı birer birey olmasını istiyorum ancak benim hayallerim üzerinden değil, kendi hayalleri üzerinden.

Dünyaya getirdiklerimizin sahipleri değil elçileri olduğumuzu aklımızda tuttuğumuz, görevimizin kılavuzluk olduğunu unutmadığımız birer ebeveynlik diliyorum hepimize.
Papatya Somer